6 Temmuz 2014 Pazar

hell is thyself

"onu belki de görmemiştiniz, ya da toplu bir algı içinde bardak kaybolmuştu. bundan ötürü, ben bardak der demez, bu sözümle, ne kadar küçükten de olsa, dünyanız değişmiş oluyor. o anda sizin için, biraz önce yok olan bir şey var oluyor. adını söylememle birlikte, bardak, dünyanıza katılıyor ve şimdi onunla bir alışverişe girmiş oluyorsunuz."

bu sözler aklıma ses'in (ifadesiz gürültü olsun ya da olmasın) dün bahsettiğim; gönderici tarafından kastedilen alıcı kim olursa olsun işiten herkesi muhatap aldığı/dürttüğü fikrini getirdi. ifadeli sözcükler bunun yanında veya üzerinde ama bununla bağlantılı olsa gerek. devamında;

"bir tek söz (bir telefon numarası, bir adres ya da bir insan adı) elde etmek için insanlara edilen işkenceleri düşünürseniz, bir şeyi adlandırmanın ne kadar önemli olduğunu, bunun bir şeyi değiştirmek olduğunu görürsünüz."

bu sözlerle de durumlar karşısında genellikle ilk ve süresiz tepkim olan irdeleyiş/çerçevenin tahtalarını birbirlerine çakmaktan kaçınarak tanımlama çabası biraz netleşti.

tırnak içindekiler için: koca koca adamların "çirkin giyinirdi" diye andıkları simone'un söz konusu "özensizlik"ten çok da rahatsız olmamış dostu sartre/denemeler (sabahattin eyüboğlu çevirisi)

-simone de beauvoir gibi bir yazarın maruz kaldığı bu seksist muamele hakkında deli gibi konuşasım var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder