10 Temmuz 2012 Salı

all we go to hell

ben on bir veya on iki yaşındayken, oturduğumuz apartmanın en üst katında kalabalık bir aile yaşıyordu. kaç kişi olduklarını tam olarak hatırlamıyorum, ama hepsi benden büyük olan bir sürü kız çocuklarının olduğu muğlak bir anı olarak aklımda. zaten içlerinden sadece bir kişi bende yer etmiş; benden altı yaş kadar büyük olan kızları. giyimi çok hoşuma gidiyordu. üzerinde tuhaf karikatürler, ilgi çekici resimler veya o zaman kimler olduklarını bilmediğim müzik grupları olan bol tişörtlerin altında kot pantolon. saçları kısa ve dağınıktı. yanlış hatırlamıyorsam yeşil gözlüydü, bana göre güzeldi.

bana güzel müzikler dinletiyordu, bunun yanı sıra ona dair hatırladığım bir diğer şey de bana diğer kızlardan bahsediyor olmasıydı. çok sonraları idrak edebildiğim şekilde, aslında bana aşk acılarını anlatıyordu. o zamanlar ona söyleyecek neyim vardı bilmiyorum, küçüktüm, kalp kırıklıklarına bir dost olarak derman olmuş olduğumu sanmıyorum. onu yeterince iyi anlamış olamayacağımı düşünüyorum. yine de benimle vakit geçirmek hoşuna gidiyor gibiydi. beni ciddiye alıyordu. fikirlerini ve üzüntülerini paylaşmak için, kendisinden altı yaş küçük, 11-12 yaşlarındaki beni seçmiş olması, şimdi beni duygulandırıyor. öte yandan neden böyle yaptığını, hakkımda ne düşündüğünü ve bana anlattığı şeylere verdiğim cevapları merak ediyorum.

onlar birdenbire taşındılar. hayatımdan çıktığı çizgiyi hatırlamıyorum. onu sevmişim. çok tuhaf bir özlem duyuyorum. yıllarca aklıma gelmemişti. adını da hatırlamıyorum. bir umut babama bir zamanlar orada oturan komşularımızı sordum, o da eski arkadaşıma yeniden ulaşabilmem için işime yarayabilecek hiçbir şey hatırlamıyordu.

en son bir doğum günümde yanıma gelmişti. siyah bir kumaşı bir tarafından boğazıma bağlayarak bana bir büyücü pelerini yapmıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder